

Erzurum’un Narman ilçesine bağlı Samikale köyünde doğdu. Türk halk edebiyatının en özel isimlerinden biri olan Narmanlı Sümmani’nin doğduğu yer olarak kültürel hafızada ayrı bir yere sahip. Asıl adı Hüseyin olan Sümmani, 1861 yılında dünyaya gelmiş ve küçük yaşta yaşadığı köyün doğal ortamında çobanlık yaparak hayatla tanışmıştır. Ancak o, sıradan bir hayat sürmek yerine, Türk halk şiirinin ve âşık geleneğinin en derin izlerini taşıyan eserler bırakmıştır.
Sümmani’nin hayatı, 11 yaşında gördüğü bir rüya ile şekillenmiştir. Bu rüya, ömrü boyunca onun aşk ateşiyle yanmasına, hayali sevgilisi Gülperi’yi aramasına vesile olmuştur. Rüyasında gördüğü Gülperi’yi bulmak için çıktığı yolculuk, onun hayatının ve şiirlerinin merkezini oluşturmuştur. Aynı yaşta dönemin önde gelen halk şairlerinden Âşık Erbabi ile karşılaşmış ve onu ustası olarak kabul ederek sanat yolculuğuna ilk adımlarını atmıştır.
Sümmani, Türk halk şiirinin klasik temalarını, aşk ve sevgi motiflerini, tasavvufun derinliğini ve nasihat yönünü eserlerine ustalıkla işlemiştir. Hem hece ölçüsü hem de aruz vezni ile şiirler yazmış olmasına rağmen, halk arasında daha çok hece ölçüsüyle yazdığı eserler hafızalarda kalmıştır. Onun adıyla anılan türkü ağzı, hâlen Erzurum ve çevresinde halk tarafından yaşatılmaktadır.
Sanatı boyunca birçok halk şairi ile karşılaşan Sümmani, özellikle Erzurum ve Kars’ta halk arasında büyük yankı uyandıran Âşık Şenlik ile olan karşılaşmaları sayesinde efsaneleşmiş dizelerin ortaya çıkmasına katkı sağlamıştır. Bu karşılaşmalar, dönemin halk kültürü ve sözlü geleneği açısından da önemli bir miras niteliğindedir.
Narmanlı Sümmani, 5 Ocak 1915 tarihinde vefat etmiş ve Samikale köyündeki mütevazı türbesinde ebedi istirahatine kavuşmuştur. Ancak eserleri ve halk arasındaki anısı hâlen canlıdır. Onun aşk ve tutku dolu hayat hikayesi, Türk halk şiirine ve âşık geleneğine ilham vermeye devam etmektedir.
Sümmani’nin hayatı ve şiirleri, yalnızca bir aşk hikâyesinin ötesinde, Anadolu’nun kadim kültürü, halkın duygusal dünyası ve sözlü edebiyat geleneğinin birleşim noktası olarak değerlendirilmektedir. Onun macera dolu yaşamı, rüya ile gerçeğin iç içe geçtiği bir halk şairi portresi sunarken, Gülperi’nin peşinde geçen yıllar, halk arasında hâlâ anlatılan efsanelere ilham kaynağı olmaktadır.
