Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu


“İnsan kime, neye bağlanırsa onun kulu, kölesi, esiri olur ve ona iman etmiş olur” ve soru şu: “Sen bu dünyada kimin önünde ve ne için eğildin?” Zaman, insanın ömründen şuursuzca tükettiği bir kum saatidir ve ne yazık ki
pusulasını, zaman algısını yitiren insan, başını Hakk’ın huzurunda secdeye koymak yerine, fani putların eşiğine koymayı tercih etti.
Bugün zihinlerde soluklaşan, özünü yitiren mukaddes kelime: “İman”. İnsan; fıtratında olan ve sadece Allah’ın nuru ile dolabilecek, gözünün, gönlünün boşluğunu doldurmak için, Allah’a iman etmek yerine ne kadar çok
şeye “iman” etti. Kulları ve gücü ilah, parayı put edindi, makamı mihrap bildi, kibrin, itibarın, nefsinin ve hırslarının gölgesine sığındı.
Yaradan’ın eşsiz hitabının muhatabı olan insan, gitti kendisi gibi aciz kulların kapısında el açtı. Öyle bir el açma ki bu; kulların rızası için Allah’ın rızasını yok saydı. Allah’tan korkmadı, kullardan korktuğu kadar, Allah’a şükretmedi, kullara teşekkür ettiği kadar ve Allah’a güvenmedi, kullara güvendiği kadar. Ve böylece “Eşref-i mahlûkat” olan insan “Hakk’ın evi olan kalbinde başkalarına yer açarak Hakk’ın evini yağmalattı, Hakk’ın evini harabeye çevirdi.”
Şeytana, nefsine, şeytanlaşmış kullara uyarak bu çarpık ve fani düzenin içinde kaybolan insan; Allah’ın kendisinden yalnızca halis niyet, dik duruş ve dosdoğru bir istikamet istediğini, Hakkı gözetmesi, adaletten sapmaması, mazlumun ahını almaması, zulmetmemesi emrini unuttu.
Nefsinin konforlu sesine kulak vererek “Devir değişti, şartlar başka, dünya artık böyle” kılıfına sığınan ve her gün biraz daha eğilen, biraz daha susan, biraz daha taviz veren insan kendi kutsallarını kendi elleriyle yıktı.
Ey! İnsan, durma sakın! Hırslarına iyice sarıl ve biraz daha zorla hayatı. Belki önünde eğildiklerin sana biraz daha yem atar. Belki servetin katlanır, şöhretin dağları aşar, makamların en tepesine çıkarsın. Belki bir gün bütün dünya
senin olur; bütün hazineler ayağına serilir.
Belki senin önünde de eğilenler olur, senin efendilerinin önünde eğildiğin gibi. Öyle ya, belki de hiç ölmezsin! İlelebet kalırsın bu handa, it ile alamete, kurt ile kıyamete. Ama eninde sonunda bir gün nefesin kesilir, gücün kalmaz; seni alkışlayanlar başka birini alkışlamaya gider. Sana ait sandığın makamın, paran, gücün, neyin varsa elinden gider. Kırdığın kalpler, çiğnediğin hakikatler, yediğin kul hakları, kararttığın yarınlar, sebep olduğun veya sustuğun adaletsizlikler, haksızlıklar, taraf olduklarının ve kendi menfaatlerinin uğruna eğip büktüğün doğrular, yaşadığın zillet ve ilahlarına eğdiğin boynunla yapayalnız kalırsın.
O an, ne pişmanlığın faydası olur ne de senin sonunu getiren çarkı geri çevirmeye gücün kalır. Unutma ki; Firavun da artık kaybettiğini, tükendiğini, ölümün kendisine yetiştiğini anladığı an iman ettiğini söylemişti, ama artık iman,
onun hayatının içindeki bir tercih olmaktan çıkmış, dönüş kapısı kapanmıştı.
