

Erzurum’un bir dağ köyünden İzmir’in marka isimlerinden biri olmaya uzanan bir yaşam… Kuaförlük mesleğini sanata dönüştüren, uluslararası ödüller kazanan, sosyal sorumluluk projeleriyle çevre ve kırsal kalkınma mücadelesi veren Harun Cici, Anadolu insanının azim ve üretkenliğinin yaşayan örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.
Bazı başarı hikâyeleri yalnızca bireysel bir yükselişi anlatmaz; aynı zamanda bir dönemin, bir coğrafyanın ve bir toplumun hikâyesini de içinde taşır. Harun Cici’nin yaşam öyküsü de tam olarak böyle bir hikâye…
1962 yılında Erzurum’un Tortum ilçesine bağlı Alapınar Köyü’nde dünyaya gelen Harun Cici, Türkiye’nin kırsaldan kentlere yaşanan büyük göç dalgasının içinde büyüyen binlerce Anadolu çocuğundan biriydi. İlkokulu köyünde tamamladıktan sonra ailesi ekonomik nedenlerle yeni bir hayat kurmak amacıyla İzmir’e göç etti.
Bugün geriye dönüp baktığında o günleri “Anadolu gerçeği” olarak tanımlıyor.
“Geçinmek için göç eden ailelerin çocukları çalışmak zorundadır” diyen Cici’nin hayatı da çocuk yaşlarda çalışma hayatıyla tanışmasıyla şekillendi.
İzmir’e geldikten sonra Karataş’ta eğitimini sürdürürken bir yandan da kuaför salonlarında çıraklık yapmaya başladı. Bir taraftan okul sıralarında oturan bir öğrenci, diğer taraftan meslek öğrenmeye çalışan bir çıraktı.
Henüz 16 yaşındayken kendi iş yerini açması ise onun girişimci ruhunun ilk önemli göstergesi oldu.
O yıllarda birçok insan için imkânsız görünen bir hedefi gerçekleştiren Harun Cici, mesleğini sadece geçim kaynağı olarak görmedi. Kuaförlüğü öğrenirken aynı zamanda insanı, estetiği, kültürü ve sanatı da öğrenmeye çalıştı.
Mesleki gelişimini yalnızca salon içerisinde değil; okuyarak, araştırarak, seminerlere katılarak ve yurt dışı deneyimleriyle destekledi.
Yıllar içerisinde ortaya koyduğu çalışmalar, onu klasik bir kuaför olmaktan çıkarıp saç tasarımını sanata dönüştüren bir ustaya dönüştürdü.
Harun Cici’nin mesleki yaklaşımının temelinde kişiye özel tasarım anlayışı bulunuyor.
Ona göre her insan farklıdır ve her saç tasarımı da kişiye özel olmalıdır.
Bu nedenle müşterilerinin yalnızca yüz hatlarını değil, yaşam biçimlerini, sosyal statülerini, kişilik yapılarını ve estetik beklentilerini de analiz ederek tasarım yapıyor.
“Katalog kuaförü değilim” sözleriyle özetlediği bu yaklaşım, yıllar içinde onun en önemli marka değerlerinden biri haline geldi.
Saçı yalnızca kesilen ya da şekillendirilen bir unsur olarak değil, kişinin kimliğini yansıtan estetik bir materyal olarak gören Cici, bu bakış açısıyla mesleğini zanaatkârlıktan sanatçılığa taşıdı.
Ona göre zanaatkâr işini kusursuz yapan kişidir; sanatçı ise o işe özgünlük ve ruh katan insandır.
Mesleki kariyerinde elde ettiği başarılar yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmadı.
Katıldığı uluslararası yarışmalar ve festivallerde önemli ödüller kazandı. Özellikle Ukrayna’nın Kiev kentinde düzenlenen uluslararası güzellik ve kuaförlük festivalinde aldığı büyük ödül, meslek hayatının önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Ancak Harun Cici için uluslararası başarı yalnızca kupa kazanmak anlamına gelmiyordu.
O, katıldığı organizasyonlarda Anadolu kültürünü, Türk kadınını, geleneksel saç örgülerini ve Anadolu’nun estetik anlayışını dünyaya tanıtmayı amaçladı.
Hazırladığı tasarımlarda Anadolu motiflerine yer verdi. Saçları adeta bir tuval gibi kullanarak kültürel hikâyeleri sanat eserlerine dönüştürdü.
Bu yönüyle sadece bir kuaför değil, aynı zamanda kültür elçisi olarak da dikkat çekti.
2007 yılında UNESCO tarafından ilan edilen Mevlana Yılı kapsamında gerçekleştirdiği uluslararası etkinlikler, Harun Cici’nin sosyal ve kültü rel vizyonunu ortaya koyan önemli çalışmalardan biri oldu.
Rusya’da Neva Nehri üzerindeki tarihi köprüde gerçekleştirilen gösterilerde Mevlana’nın hoşgörü felsefesini saç tasarımları ve teatral sunumlarla bir araya getirdi.
“Kim olursan ol yine gel” anlayışını sanat yoluyla anlatan bu çalışma büyük ilgi gördü ve geniş yankı uyandırdı.
Bu etkinlik, onun mesleğini sadece ticari bir faaliyet olarak değil, kültürel iletişim aracı olarak gördüğünün de en önemli göstergelerinden biri oldu.
Harun Cici’ye göre markalaşmak yalnızca ekonomik başarı elde etmek değildir.
Ona göre gerçek marka, bulunduğu topluma karşı sorumluluk hisseden kişi veya kurumdur.
Bu anlayış, onu yıllar içerisinde sosyal sorumluluk projelerinin aktif bir destekçisi ve uygulayıcısı haline getirdi.
“Doğa Çöl Olmasın”, “Çocuk Gelinlere Hayır”, kırsal kalkınma projeleri, köye dönüş kampanyaları ve çevre koruma faaliyetleri bu çalışmaların başında geliyor.
Özellikle Anadolu’nun boşalan köylerine dikkat çekmek amacıyla yürüttüğü kampanyalarda insanların doğdukları topraklarla bağlarını korumasını teşvik etti.
Köyünü ve köy yaşamını hiçbir zaman unutmayan Harun Cici, kırsal kalkınmanın Türkiye’nin geleceği açısından hayati öneme sahip olduğunu savunuyor.
Son yıllarda iklim değişikliği ve kuraklık tehdidinin artmasıyla birlikte çevre projelerine daha fazla ağırlık veren Harun Cici, “Tortum Çöl Olmasın” projesiyle dikkat çekti.
Projenin temel amacı, ağaçlandırma çalışmalarıyla bölgedeki çölleşme riskine karşı mücadele etmek ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir çevre bırakmak.
Bir milyon fidanın toprakla buluşturulmasını hedefleyen proje, çevre duyarlılığı konusunda örnek çalışmalar arasında gösteriliyor.
Harun Cici, doğayı korumanın yalnızca çevrecilerin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğuna inanıyor.
Çevre çalışmalarının merkezine çocukları yerleştiren Cici, geleceğin doğa bilincine sahip nesiller tarafından şekillendirileceğini düşünüyor.
Ona göre bugünün yetişkinleri doğaya karşı önemli hatalar yaptı. Ancak bu hataların telafi edilmesi, doğayı seven ve koruyan çocukların yetiştirilmesiyle mümkün olabilir.
Bu nedenle birçok sosyal etkinlikte çocuklarla doğayı buluşturan çalışmalar gerçekleştirdi.
Hazırladığı dikkat çekici saç tasarımlarında da doğa temalarını kullanarak çevre bilinci oluşturmaya çalıştı.
Meslek yaşamı boyunca ahilik kültürünü temel değerlerinden biri olarak gören Harun Cici, başarının yalnızca teknik bilgiyle elde edilemeyeceğini savunuyor.
Ona göre iyi bir usta aynı zamanda iyi bir insan olmak zorundadır.
Bu nedenle yıllardır yetiştirdiği öğrencilerine ve genç meslektaşlarına sadece meslek öğretmekle kalmıyor, meslek ahlakını ve etik değerleri de aktarmaya çalışıyor.
“Gerçek ustalık, senden sonrakileri yetiştirebilmektir” diyen Cici, bilgi ve deneyimlerini paylaşmayı mesleki sorumluluğunun bir parçası olarak görüyor.
Bugün Harun Cici’nin hikâyesi yalnızca bir kuaförün başarı hikâyesi değil.
Bu hikâye; göç eden bir ailenin çocuğunun azimle yükselişini, mesleğini sanata dönüştüren bir ustanın üretkenliğini, doğduğu toprakları unutmayan bir Anadolu insanının vefasını ve toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket eden bir marka olmanın ne anlama geldiğini anlatıyor.
Erzurum’un Alapınar Köyü’nden başlayan yolculuk, uluslararası ödüllere, sosyal projelere ve kültürel çalışmalara uzanırken Harun Cici’nin yaşamı şu gerçeği bir kez daha ortaya koyuyor:
Yaptığı işi gönülden seven, emeğini bilgiyle birleştiren ve başarıyı toplum yararıyla buluşturan insanların hikâyeleri, yalnızca kendi hayatlarını değil, yaşadıkları toplumun geleceğini de şekillendirir.



